ingilizce cümleler             

Already Cümleleri


Already Cümleleri



"Already", dilbilgisi olarak zarftır. Cümledeki içeriği destekleyecek şekilde "önceden", "daha önce", "zaten", "çoktan" anlamlarında kullanılır. Yardımcı fiillerin kullanıldığı cümlelerde yardımcı fiil ile esas fiil arasına girer.

I am already late, I must fly. --> Zaten geç kaldım, uçmam lâzım.

We have already heard enough of that. --> Zaten onun hakkında duyacağım kadarını duydum. (Onun hakkında zaten yeteri kadar şey duydum)

If Internet wouldn't already exist, it would have to be invented. --> Eğer internet çoktan var olmasaydı, icat edilmesi gerekirdi.




Take out the cake from oven; it is baked enough already. --> Keki fırından al; çoktan yeterinde pişti.

The house was already burnt. --> Ev önceden yanmıştı.

We have already gained much. --> Biz çoktan/zaten epey kazandık.

We are not there already, aren't we?. --> Biz daha önce burada bulunmamıştık, değil mi?

Are you back already? --> Sen önceden dönmüş müydün?

I prefer tea to coffee as you know already. --> Önceden de bildiğin gibi çayı kahveye tercih ederim.

Day was already dawning. --> Gün çoktan battı.

Ali has already seen Pelin. --> Ali daha önce Pelin'i görmüştü.

We haven't already seen Pamukkale. --> Biz Pamukkale'yi daha önce görmemiştik.

In order to make better english, irregular verbs have to be learnt as already mentioned. --> İngilizceyi daha iyi hâle getirmek için, önceden de belirtildiği üzere, düzensiz fiiller öğrenilmeli.




We had to give up the research, which we have already undertaken. --> Daha önce üstlendiğimiz araştırmadan vazgeçmek zorundayız.

Philosophy supports what we already knew or changes. --> Felsefe şimdiye kadar bildiklerimizi destekler ya da değiştirir.

When he was writing his article, the crisis had already begun. --> O makalesini yazarken, kriz çoktan başlamıştı.

If you have received my letter, you already know them. that I do not deserve them. --> Eğer mektubumu aldıysan, onları biliyor olmalısın.

She has already received two letters. --> O daha önceden iki mektup almıştı.

They already had five daughters, so that one more did not make much difference. --> Zaten beş kızları vardı, bir tane daha olması pek bir fark yaratmadı.